The Queen’s Gambit – Deliliğin Sınırında

Netflix’in yeni mini dizisi “ The Queen’s Gambit “ yakın zamanda platformda yerini aldı. 60’lı yıllarda geçen hikaye, merkezine sorunlu bir dahi olan Beth Harmon’ı alıyor. Erkek egemen bir dünyada tek derdi satranç oynamak olan dahi kızın inişli çıkışlı hayatı 7 bölümde bize anlatılmış. Şimdi “ The Queen’s Gambit “ dizisinin derinlerine inelim.

the queen's gambit

Yetimhane

Dizinin başrolünde son yıllarda popülaritesini hızla arttıran Anya Taylo-Joy bulunuyor. Özellikle The VVitch filmi ile sinemaseverlerin radarına giren Anya sanki Beth Harmon rolü ile kendinin bulmuş gibi. Dizinin genelinde baş role eşlik eden yan roller fazlaca var ama değinmeye gerek gördüğüm başka bir oyuncu yer almıyor. Genel olarak sırıtan ve uyumsuz görünen bir karaktere rastlamadık diyebiliriz.

Hikayemize gelecek olursak, her bölümün başında Beth’in annesini görüyoruz. Ve daha ilk bölümde yaptıkları bir trafik kazasından sağ kurtulan Beth, yetimhaneye teslim ediliyor. Ana hikayemiz burada başlıyor. Yetimhanede ilk günden sakinleştirici diye adlandırabileceğimiz tür bir ilaçla tanışıyor ki bu tanışıklık yıllar geçtikçe bayağı bir samimiyete dönüyor. Yetimhanede gösterilen birkaç sahne ile Beth’in diğer çocuklardan farklı bir seviyede olduğunu anlıyoruz. Ayrıca dikkatli izleyicilerin göreceği üzerine de Beth’in annesinin matematik alanın phd sahibi olduğunu anlıyoruz.

Beth, yetimhanenin bodrumunda hademe Mr. Shaibel ile ve satranç tahtasıyla tanışınca hayatı değişiyor. İçinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kaçış olarak satranç ve sakinleştirici ilaçları görüyor. Satranca karşı çok büyük bir yeteneği olan Beth,  bir gün sakinleştirici ilaçları çalarken yakalanınca bu aşkına yıllarca veda ediyor. Sadece aklından satranç oynayarak yıllarını geçiriyor

En sonunda 15 yaşına geldiğinde evlat edinlir. Ve bu hikaye dünya satranç şampiyonasına kadar uzayıp gider. Hikayeyi başından sonuna burada anlatmaya gerek yok sanırım.  Hikayenin daha önemli kısımlarına gelelim.

Deliliğin Sınırında

“ The Queen’s Gambit “ dizisinin temeline aldığı konulardan biri dahi bir kadın olan Beth. Dahilik sinemaya ve ekrana aktarılırken her zaman yanında en yakın arkadaşı olan delilik ile birlikte anılır. Bir dahi olmadığım için deliliğin sınırında gezme işinin dahiliğin bir zorunluluğu olup olmadığını bilmiyorum açıkçası ancak okuduğumuz veya izlediğimiz bütün dâhilerin normal olmayan davranışlara eğilimleri bize bu sonucu veriyor olabilir. Ya da sadece gerilim unsuru olarak dahilik ve delilik kavramları yanyana ilerliyor. Dizinin daha çok başlarında bu kızın bir dahi ve ilerleyen yıllarda da sorunlar yaşayacak bir insan olduğunu anlayabiliyoruz. Dizinin ilerleyen bölümlerinde ise Beth’in delirmekten korktuğunu, annesinin bir şekilde delirdiğini görüyoruz. Çok fazla deli kelimesini kullanmak rahatsız edici oldu farkındayım. O yüzden Beth’in karakterinin yaşadığı problemlerin hikayeseler anlamda temeline bakmakta fayda var.

Beth, çocuk yaşta sakinleştirici haplarla kendi isteği dışında tanışınca farkında olmadan zihnindeki bariyerlerin kalktığını keşfediyor ki karışık bir beyin için bunun normal olduğunu izleyici olarak hemen kabulleniyoruz. İlerleyen yaşlarında artık genç bir kadın olduğunda kendine rol modeli olarak alabileceği iki kadın, annesi Alice ve kendisini evlatlık alan kadın yani annesi yerine koyduğu ikinci kişi Alma. Bu iki kadının da hayatlarının bir şekilde mahvolmuş olması Beth’in de kendi hayatını mahvetme eğilimde olmasını açıklıyor. Alice’in iyi bir ailesi ve zengin bir hayatı olmasına rağmen nasıl olduğunu tam olarak bilmediğimiz bir şekilde kızıyla berbat bir hayat yaşamaya başlaması ve gölde yüzdükleri sahnede Alice’in bileğinde yer alana kesik izleri Alice’in intihara meyilli olduğu olduğunu ve kendi hayatını elleriyle mahvettiğini bize anlatıyor. Zaten son bölümde net olarak kendi isteğiyle trafik kazası yaptığını, kızı ve kendini öldürmek istediğini görüyoruz.

İkinci rol modelimiz Alma ise hayatındaki boşluğu alkol ile kapatma yoluna gitmiş mutsuz bir american housewife klişesi. Kendi hayatındaki mutsuzluğu Beth ile kapatmak istediği için onu evlat ediniyor. Ve hayatının son yıllarında Beth’e tutunuyor. Alma öldükten sonra Beth, iki rol modeli gibi kendi hayatını mahvetme eğilimine giriyor. Sakinleştirici haplar ve alkol ile hayatının dibini kazmaya başlıyor. Sadece dahi olduğu için bunları yapmadığını bu hikayesel temeller net bir şekilde anlatıyor ve bence inandırıyor da. Daha sonra arkadaşları ve satranca olan tutkusu ile bu sorumlarını yeniyor. Ayrıca rol model olarak alınan bu iki kadının ortak bir özelliği daha var, iki kadın da potansiyel sahibi ancak bu potansiyellere ulaşamamış insanlar. Alice büyük ihtimalle bir matematik dâhisi, Alma ise iyi derecede piyano çalabiliyor. Ancak ikisi de hayatları erkekler ve toplum yüzünden hiç ediyor. Belki de dizimizdeki tek bariz feminist mesajda bu.

Sovyetler de Bir Kadın

Dizimizi temele alan bir diğer ana konu ise 60’ların Amerika’sında erkek egemen bir toplumda kadın olmak, zeki bir kadın olmak, dahi bir kadın sporcu olmak… İçinde bulunduğumuz çağda bile hala büyük zorlukları olan erkek egemen alanlarda kadın olarak yer alma durumu 60’lar da çok daha zor bir durum olarak görülüyor. Zaten erkek egemen bir dünyada sosyalleşmek ve evlenmek için yetiştirilen kadınların çoğunlukta olduğu bir ortamda Beth’in satranç dünyasındaki başarısı diğer kadınlar tarafından dışlanmaya, daha sonra da kıskanılmaya başlanıyor. Ancak kesinlikle gözümüze sokulan bir durum yok. Ufak sahnelerle Beth’in yaşadığı durum anlatılıyor. Hatta Beth Harmon karakteri erkeklere ilgi duyan, kendi arzuları olan ve güzel giyinmeyi seven bir genç kadın. İçinde bulunduğu durum düşünülürse basite kaçan yazarlar Beth’i daha erkeksi bir karakter olarak yazabilirlerdi, ancak böyle bir basitliğe girmemeleri ve de göze parmak feminist mesajların verilmemesi beni ziyadesiyle mutlu etti.

60’ların soğuk savaş atmosferinde Beth’in karşısına rakip olarak bir Sovyet satranç ustası konulması hikayenin en başında bize Amerikan Propagandası olduğunu düşündürüyor. Ancak büyük satranç ustaları konusunda bir araştırma yapılırsa bunların çoğunun Rus ve Sovyet olduğunu görüyoruz. Bu yüzden bu seçip hikayenin akışı açısından gayet normal karşılanabiliyor. “ The Queen’s Gambit “ dizisinin komünizmle, soğuk savaşla veya dinlerle alakalı hiçbir olayı yok. Sadece içinde geçtiği dönemin enstrümanları bu etkenler. Beth’in Sovyetlere gitmesi için komünizm karşıtı açıklama yapmasını isteyen dini birliği net bir şekilde reddetmesi ve dizinin sonunda Borgov’u yendikten sonra sokakta bir kahvede yaşlı Sovyet adamla satranç oynaması da dizinin kendi mesajlarını net bir şekilde veriyor.

Yazıyı buraya kadar okumaya sabredebildiyseniz hepinize teşekkür ederim. “ The Queen’s Gambit “ Netflix’in son dönemde yaptığı en iyi işlerden birisi. Diziyi sevmek için satranç bilmenize gerek yok. Dizinin en iyi yaptığı işlerden biri de zaten bu çokta anlamadığımız bir konuda bile bizi heyecan duymaya itebiliyor. “ The Queen’s Gambit “ gerçekten güzel bir iş herkese öneririm.

BENZER YAZILAR

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

POPÜLER YAZILAR

En İyi Bilim Kurgu Romanları

En iyi bilim kurgu romanları, daha doğrusu bizim  en sevdiğimiz bilim kurgu romanlarını sizler için derledik. Aradığınız bazı fiyatlar bu listede olmayabilir. Öncelikle en...

En İyi Fantastik Roman Serileri – 2

En iyi fantastik roman serileri listemizin ikinci ile karşınızdayız. “ Neden Tolkien bu listede yok! “ demeden önce En İyi Fantastik Roman Serileri listemize...

Devil May Cry 5 – İnceleme

Hack and slash oyunların kralı. Şeytanlarla meleklerin savaşı… Japon şirketi Capcom’un tüm dünyaya armağanı. Evet, Devil May Cry’dan bahsediyorum. Başlıkta da yazıyor zaten. Şeytanlar...